🫏 Ipotekli Taşınmaz Için Açılacak Tapu Iptali Ve Tescil Davası
TMKm. 1025 hükmü uyarınca bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmişse veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmişse bu yüzden ayni hakkı zedelenen kişi yolsuz tescilin düzeltilmesi davası açabilecektir. Bu davaya tapu kaydının düzeltilmesi davası da denmektedir. Dava, yalnızca ayni hakların
zorunludava arkadaşlığı - TAPU İPTALİ VE TESCİL - genel mahkemeler - miras Şirketi - veraset ilamı - taraf teşkili - Tanık delili - Karar harcı - Tapu kaydı - kök muris - KADASTRO - Mülkiyet - TAŞINMAZ - İKALE - KEŞİF kararı okumak için tıklayın.
TC ve Adres. KONU : Tapu İptali ve Tescil – Tescil Olmadığı Takdirde Satılan Taşınmazlarının Bedelinin İadesi Talebidir. (Fazlaya ilişkin haklarımız saklı tutulmuştur.) DAVA DEĞERİ : 2.000,00TL (Harca esas bedel, keşif sonucu tespit edileceğinden eksik harç gerçek değerin tespitinden sonra tamamlanacaktır.) Açıklamalar :
Tapuİptali ve Tescil Davası. Kanuna aykırı, usule aykırı veya yolsuz bir şekilde düzenlendiği iddiası bulunan tapu kaydının düzeltilerek hukuka uygun bir hale getirilmesi için açılacak olan davaya tapu iptali ve tescil davası denir. Mülkiyet hakkına dayanılarak açılan bir dava olduğu için mahkeme hükmünün
Yolsuztescil halinde gerçek hak sahibi somut olayın gereklerine göre istihkak, tapu sicilinin düzeltilmesi veya tapu iptali ve tescil davası açabilecektir. Gerçek hak sahibi tarafından 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde tapuda yolsuz tescil ile malik görünen kişiye yönelik olarak dava açılıp husumet yöneltilmesi halinde, zilyetliğin davasız ve aralıksız 10 yıl
Tapununiptal ve tescil davası Türk mahkemeleri tarafından yürütülen bir dava türüdür. Bu dava türüne göre yasal olmayan ya da sahte olan tapulara yönelik iptal ve tescil süreci başlatılabilmektedir. Tapu kaydının yasalara uygun bir hale getirilebilmesi için tapunun iptal ve tescil davası açılmaktadır.
Muris muvazaasına dayanan tapu iptal ve tescil davası, ancak tenkis davasıyla birlikte veya tenkis davası açıldıktan sonra ayrı bir dava olarak açılabilir. Çünkü, miras bırakan mal kaçırsa bile, mirasçıların miras hakkı zarar görmüyor ise muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açılamaz.
Wgebu. Tapu İptal Davasında Hukuki Ehliyetsizlik Nedir? Hukuki ehliyetsizlik, kişinin temyiz kudretine veya fiil ehliyetine sahip olmadığı halleri ifade eder. Ehliyetsizlik, kişinin eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırdedebilme kudretinin bulunmamasıdır. Tapuda taşınmazın devri işlemini yapan herkesin devir anında temyiz kudretine ve fiil ehliyetine sahip olması gerekir MK Medeni Kanuna göre temyiz kudreti; bireyin davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme gücüdür. Örneğin; kişinin 18 yaşından küçük olması, devir sırasında sarhoş olması, akıl zayıflığı olması, yaşlılık veya bunlara benzer sebeplerden herhangi biriyle akla uygun hareket etme yeteneğini kaybetmiş kişi fiil ehliyetine sahip değildir. Fiil ehliyetine sahip olmayan kişinin yaptığı gayrimenkul satış işlemleri ve tapuda gayrimenkul devirleri hukuka aykırı olup tapu iptal ve tescil davasına konu olmaktadır. Tapu iptali ve tescili davası; kanuna aykırı, usulsüz veya yolsuz düzenlendiği iddia edilen tapu kaydının hukuka uygun hale getirilmesi için açılır. Tapu iptali davası, taşınmazın aynına, yani mülkiyet hakkına ilişkin bir dava olduğundan, mahkeme hükmü kesinleşmeden icra edilemez. Özellikle belirtelim ki, birden fazla nedenle açılan tapu iptal ve tescil davalarında yer alan ehliyetsizlik iddiası, diğer nedenlerden önce incelenmelidir. Ehliyetsizlik, kamu düzenini ilgilendirdiğinden mahkeme tarafından öncelikle incelenmelidir. Örneğin, şizofreni, paranoya, manik-depresiflik bipolar affektif bozukluk gibi ruh hastalıklarının etkisi altında hukuki işlem yapan kişinin, yaptığı işlemin hukuki sonuç doğurması kamu düzenine aykırıdır. Hukuki Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptali Davasında Zamanaşımı Hukuki ehliyetsizlikle nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davasında bir zamanaşımı süresi veya hak düşürücü süre yoktur. Ehliyetsilik, yapılan işlemmin yok hükmünde sayılmasını gerektirir. Yerel mahkemenin hükmüne dayanak yaptığı Türk Medeni Kanununun eski “Geçerli bir hukuki sebep olmaksızın tapu kütüğüne malik olarak yazılan kişi, taşınmaz üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız olarak 10 yıl süreyle ve iyiniyetle sürdürürse, onun bu yolla kazanmış olduğu mülkiyet hakkına itiraz edilemez” hükmünü içermektedir. Anılan düzenlemeye göre kayıt malikine hak tanınabilmesi, intikalin ve sicilin geçerli bir hukuki sebebin mevcut bulunmaması koşuluna bağlanmıştır. Oysa davada ileri sürülen ehliyetsizlik hali uygulama ve öğretide yoklukla sakat işlem nedeni olarak kabul edilegelmiştir. Öyle ise yok olan bir işlemin geçerliliği yahut geçersizliğin tartışma konusu yapılamıyacağı açıktır. Bu durumda eldeki davada iddia bakımından Türk Medeni Kanununun eski olayda uygulanamayacağının düşünülmesinde ve ehliyetsizlik iddiasının araştırılmasında zorunluluk vardır Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptali Davasını Kimler Açabilir? Tapu iptal ve tescil davası, ancak dava konusu edilecek taşınmazın önceki kayıt maliki tarafından açılabilir. Mahkeme, davayı açan kişinin eski kayıt maliki olup olmadığını davanın her aşamasında resen gözetmelidir. Hukuki ehliyetsizlik iddiası ile açılan davalarda, ehliyetsiz olduğu iddia edilen gerçek hak sahibine vasi tayin edilmesi ve vasinin de vesayet makamından izin almak suretiyle hukuki işlemlerde onu temsil etmesi suretiyle dava açılmalıdır. Mirasbırakanın hukuki ehliyetsizliği söz konusu ise, tapu iptal ve tescil davasının tereke adına açılması gerekir. Ehliyetsizlik Sebebiyle Tapu İptal Davası Kime Karşı Açılır? Taşınmaz mülkiyetine ilişkin tüm davalar ile tapu iptal ve tescil davası, tapu kaydında taşınmazın mülkiyet hakkı sahibi olarak gözüken kişiye karşı açılır. Kayıt malikinin ölü olması halinde ise tapu iptal ve tescil davasının malikin mirasçılarına yöneltilmesi gerekir. Tapu iptal ve tescil davası ile birlikte tapu kaydında yer alan üçüncü kişiye ait ayni veya şahsi bir hakkın ortadan kaldırılması da talep edilirse, tapu kaydındaki hak sahibine de ayrıca dava açılması gerekir. Örneğin; ipotek, önalım hakkı, tapuya şerh edilmiş gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi, sükna hakkı vs. gibi ayni veya şahsi hakların da terkini talep ediliyorsa, lehine bu haklar tesis edilen kişiler aleyhine de dava açılmalıdır. Olağanüstü zamanaşımı nedeniyle açılacak tapu tescil davaları, ilgili tüzel kişilik ve hazine aleyhine birlikte açılmalıdır TMK Örneğin, bir köyün sınırları içerisinde bulunan taşınmazı nizasız ve aralıksız 20 yıl malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, hem Köy tüzel kişiliğine hem de hazine aleyhine tapu tescil davası açmalıdır. Hukuki Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Nasıl Açılır? Ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptali davası, tüm gayrimenkul davaları gibi taşınmazın bulunduğu yerde açılır HMK Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili mahkemedir. Taraflar anlaşarak davanın kesin yetkili yer mahkemesi dışında bir mahkemede görülmesini sağlayamazlar. Ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptali ve tescili davası, asliye hukuk mahkemesinde açılır HMK Taşınmazın vasfı, büyüklüğü, değeri vb. gibi özellikleri ne olursa olsun davaya bakmakla görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Tapu iptal ve tescil davası dilekçesinde, öncelikle hukuki ehliyetsizlik nedeni açıkça belirtilmeli, varsa rapor, grafi veya belgeleri dava dosyasına eklenmelidir. Ayrıca, taşınmazın kayıt bilgileri ile arazideki durumu ve olayın özelliklerine göre yapılan işlemdeki hukuka aykırılıklar açık bir şekilde anlatılmalıdır. Tapu kayıtları, kayıtlara dayanak teşkil eden belgeler ile birlikte dava dosyasına getirtileceği için doğru bilgi zaman kaybını azaltacaktır. Tapu iptali davası dilekçesinde özellikle hangi hususlarda bilirkişi incelemesi talep edildiği, keşif işleminde veya tanıklar dinlenirken nelere dikkat edilmesi gerektiği vurgulanmalıdır. Tapu İptal Davasında Hukuki Ehliyetsizlik İddiası Nasıl Araştırılır? MK md. 15’te de belirtildiği üzere, ayırtım gücü temyiz kudreti olmayan kişinin geçerli bir iradesi de bulunmadığından, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz, temyiz kudreti olmayan kişi ile işlem yapan karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz Yargıtay Karar 2016/2135, tarih 4/21 Sayılı Yargıtay İBK. Ehliyetsizlik nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davasında, tapu devir işleminin hukuka aykırı olup olmadığı şu şekilde araştırılır Yargıtay Karar 2016/4228 Öncelikle tarafların gösterdiği tüm deliller toplanarak tapu iptal ve tescil davası dosyasına getirtilir. Taraf tanıkları dinlenirken ehliyet olgusuna ilişkin ayrıntılı, açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınır. Ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ilişkin tüm tıbbi belgeler dava dosyasına getirilerek incelenir. Ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem müşahede kağıtları, reçeteler, film grafiklerinin tamamı getirtilmelidir. Ehliyetsizlik ve temyiz kudretinin yokluğu; yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirir. Bu nedenle, kişinin işlem yapmaya ehliyetli olup olmadığına dair bilimsel tıbbi bir rapor alınmalıdır. Özellikle Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesi kişinin ehliyet durumuna ilişkin tıbbi rapor hazırlama konusunda uzmandır. Hukuki Ehliyetsizlik Sebebiyle Tapu İptal ve Tescil Davası Yargıtay Kararları Ehliyetsizlik Sebebiyle Açılan Tapu İptal Davasında Delillerin Araştırılması Tapu iptal ve tescil davasının dayanağı davalının temyiz kudretine sahip olmayan kişiden taşinmaz satın aldığı iddiasıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke tarih 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun HMK 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek ve önemine binaen öncelikle incelenmesi, tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerin toplanması, varsa mirasbırakana ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kağıtları, reçeteler vs. istenmesi, tüm dosyanın 2659 sayılı Yasanın 7 ve 16. maddeleri hükmü uyarınca Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kuruluna gönderilmesi, akit tarihinde mirasbırakanın ehliyetli olup olmadığı yönünde rapor alınması, mirasbırakanın ehliyetli olduğunun saptanması halinde muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı isteğin değerlendirilmesi, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken anılan hususlar gözardı edilerek karar verilmesi hukuka aykırıdır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Karar No 2015/7013. Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptali Davasını Kimler Nasıl Açabilir? Taraf ehliyeti davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişi, taraf ehliyetine sahip olsa bile, bu kişinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yok ise, dava konusu hakkın esasına dair karar verilemez. Davanın sıfat yokluğundan reddine dair verilen karar, davanın dinlenemeyeceğine ilişkin bir karar olmayıp, taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden esasa ilişkin bir karardır. Şu hale göre, bir taşınmaz hakkında tapu iptal ve tescil davasının, ancak o taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkına dayanan kişi tarafından açılabileceği ve davada tapu iptal ve tescil isteminde bulunan tarafın gerçekten o hakkın sahibi olup olmadığının davanın her safhasında mahkemece re’sen gözetilmesi gerektiği, her türlü duraksamadan uzaktır. Somut olayda davacılar, dava tarihinde hayatta bulunan babalarının davalıya yaptığı temlikin ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile taşınmazın hayatta olan babaları adına tescilini istemişlerdir. Temliki yapan ve gerçekten hak sahibi olan kişi hayatta bulunduğuna göre, bu temlike dayanarak her türlü dava açma hakkı münhasıran ona aittir. Böyle bir durumda, hukuki ehliyetsizlik iddiası söz konusu olduğundan, hayatta bulunan kısıtlı gerçek hak sahibine vasi tayin edilmesi ve vasinin de vesayet makamından izin almak suretiyle hukuki işlemlerde onu temsil etmesi yasal bir zorunluluktur. Konuya bu açıdan bakıldığında, davacıların babaları Mehmet Coşkun’un dava tarihi itibariyle hayatta olduğu ve yukarıda açıklanan hukuki olgular çerçevesinde taraf ehliyetine sahip bulunduğu; dolayısıyla dava konusu taşınmaz yönünden mülkiyet iddiasına dayalı olarak ancak kendisi ya da onu temsile yetkili vasi tarafından iptal ve tescil davası açılabileceği kuşkusuzdur. Bu haliyle, eldeki davada davacılar, dava tarihinde hukuken taraf ehliyeti bulunan babaları adına, usule aykırı olarak kendilerini taraf göstererek tapu iptal ve tescil isteminde bulunmuş olup; dava tarihi itibariyle mevcut olan bu dava şartı olan usuli eksikliği, yargılama sırasında babanın ölmüş olması nedeniyle terekeye temsilci tayini suretiyle giderilmesi de olanaklı değildir. Diğer taraftan, dava konusu taşınmazda hak sahibi olan ve dava tarihi itibariyle hayatta bulunan babaları adına dava açan davacıların, taşınmazı dava etme yetkilerinin dava hakkının; eş söyleyişle davacı sıfatlarının bulunmadığı da açıktır. Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen ve davanın reddi gereğine işaret eden Özel Daire Bozma Kararına uyulması gerekirken, esasa ilişkin olarak davanın kabulü yönünde verilen önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır Murisin Ehliyetsizliği Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Bir kimsenin ehliyetinin tespitinin kişi ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür. Hukuki ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek önemine binaen öncelikle incelenmesi, tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerin toplanması, varsa miras bırakana ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kağıtları, reçeteler vs. istenmesi, tüm dosyanın 2659 Sayılı Kanun’un 7, 16. maddeleri hükümleri gereğince Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, akit tarihinde miras bırakanın ehliyetli olup olmadığı yönünde raporunun alınması, ehliyetsiz olduğunun anlaşılması halinde, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı olarak açılacak iptal ve tescil davalarının tereke adına açılması Türk Medeni Kanunun 701 vd. maddeleri gereği olduğu ve paya dair isteğe dayalı davanın dinlenme olanağı bulunmadığının gözetilmesi, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde, davada dayanılan diğer hukuki neden olan muvazaa iddiaları yönünden araştırma yapılması, muris ile davalı … arasındaki temlik işleminin muvazaalı olup olmadığı konusunda taraf delillerinin toplanması, toplanan ve toplanacak delillere göre; temlikin muvazaalı olduğu saptandığı takdirde son kayıt maliki davalı …nın iyiniyetli olup olmadığının ve 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanmayacağının değerlendirilmesi, varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Karar 2017/1475. Ehliyetsizlik ve Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması İddianın ileri sürülüş biçiminden ve dava dilekçesinin içeriğinden, davada ehliyetsizlik ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayanıldığı anlaşılmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun gün ve 1990/1-152-1990/236 Sayılı kararında da vurgulandığı üzere davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Diğer taraftan, hukuki ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek, önemine binaen öncelikle incelenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti gücü bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç yükümlülük altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanununun TMK “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç yükümlülük altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin reşit olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı Kanun’un 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır. Hemen belirtmek gerekir ki, 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke tarih 4/21 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir. Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin kişi ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem müşahede kağıtları, film grafiklerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini olaya gelince; mahkemece, Ceyhan Devlet Hastanesinden alınan tarihli sağlık kurulu raporuna göre davacının ehliyetsiz olduğu benimsenerek sonuca gidilmiştir. Hâl böyle olunca; önemine binaen öncelikle hukuki ehliyetsizlik yönünden tarafların bildirecekleri tüm delillerin toplanması, davacıya ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kağıtları, reçeteler tüm dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, vekaletname ve resim akit tarihlerinde davacının ehliyetli olup olmadığı yönünde rapor alınması, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde çekişme konusu 23 parsel sayılı taşınmaz bakımından vekalet görevinin kötüye kullanıldığına yönelik iddialarının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Karar 2016/2135. Mirasçılar Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptal Davasını Nasıl Açmalıdır? Bilindiği üzere; elbirliği iştirak halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 701 ila düzenlenen bu tür mülkiyetin ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, 701. maddesinde .. Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği iştirak halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği iştirak halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların iştirakçilerin oybirliğiyle karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. TMK’nin 702/2 maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının onaylarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. tarih 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir. Somut olayda, davacıların miras payları oranında tapu iptal ve tescil istemiyle eldeki davayı açtıkları, dava dışı mirasçı bulunduğu anlaşılmaktadır. Hukuki ehliyetsizlik iddiasıyla açılan davada terekeyi temsilen tüm mirasçıların birlikte hareket ederek davayı açmaları veya mirasçılardan birinin terekeye iade istekli olarak davayı açması gerektiği tartışmasızdır. MK O halde, davacılar tarafından hukuki ehliyetsizlik iddiasına dayalı olarak pay oranında açılan davanın dinlenme olanağı bulunmadığından, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değildir Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Karar 2015/8078. Asıl ve birleştirilen davalar, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, mirasbırakanın devir tarihinde ehliyetli olduğu, hile iddiasının da kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Mirasbırakanın ölüm tarihine göre terekesi elbirliği mülkiyetine tabidir. Davacı dışında başkaca mirasçısının bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Terekeye karşı yapılan mülkiyetten kaynaklanan haksız fiil niteliğindeki muris muvazaası ve el atmanın önlenmesi gibi davaların dışında ehliyetsizlik, vekalet görevinin kötüye kullanılması hata-hile-gabin vs. gibi davalarda terekeyi temsil eden tüm mirasçıların bir arada hareket etmek suretiyle davayı birlikte açmaları, ayrıca, mirasçılardan birisinin terekeye iade şeklinde dava açması halinde de tüm mirasçılarının davada muvafakatlarının sağlanması, aksi takdirde terekenin atanacak temsilci marifetiyle davada temsil edilmesi ve yürütülmesi gerekeceği 640 md. tartışmasızdır. Somut olayda, davacı tarafından ehliyetsizlik ve hile hukuksal nedenlerine dayalı olarak mirasçı olmayan kişiye karşı birleştirilen davada miras payı oranında açılan tescil istemli davanın dinlenme olanağının bulunduğu söylenemez. Öte yandan, tereke adına dava açılmadığına göre terekeye mümessil tayin edilerek yargılamaya devam edilmesi de pay oranında açılan davanın dinlenmesini olanaklı hale getirmez Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Karar 2020/3302. Ehliyetsizlik İddiası Diğer İddialardan Önce İncelenir Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun gün ve 1990/1–152, 1990/236 sayılı kararında vurgulandığı gibi, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Hukuki sebeplerden bir tanesinin diğer hukuki sebebin incelenmesine olanak verir niteliği bulunduğu sürece önem ve lüzum derecesine göre birden fazla hukuki sebep aynı davada inceleme ve araştırma konusu yapılabilir. Ne var ki; dayanılan nedenlerden birinin ehliyetsizlik olması halinde kamu düzeniyle ilgili bulunması ve ehliyetsizliğin saptanması halinde öteki nedenlerin incelenme gereğinin ortadan kalkacağı hususları dikkate alındığında öncelikle bu neden üzerinde durulması gerektiği kuşkusuzdur. Bilindiği üzere, davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti gücü bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç yükümlülük altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanununun TMK “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle şahsın hak elde edebilmesi, borç yükümlülük altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin reşit olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır. Hemen belirtmek gerekir ki, TMK’nin 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke tarih 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir. Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür. Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve malvarlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Ne var ki; dayanılan nedenlerden birinin ehliyetsizlik olması halinde kamu düzeniyle ilgili bulunması ve ehliyetsizliğin saptanması halinde öteki nedenlerin incelenme gereğinin ortadan kalkacağı hususları dikkate alındığında öncelikle bu neden üzerinde durulması gerektiği kuşkusuzdur. Öte yandan; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi mevsuf-vasıflı muvazaa türü dür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanununun 213 ve Tapu Kanununun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Hal böyle olunca, mirasbırakan …’nin vekaletname ve temlik tarihlerinde hukuki işlem ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınması, ehliyetsiz olduğunun anlaşılması halinde, terekenin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu ve Türk Medeni Kanununun 702/4 maddesi hükmünün eldeki istek bakımından uygulama yeri bulunmadığı gözetilerek ehliyetsizlik sebebiyle pay oranında açılan davanın reddine; mirasbırakanın ehliyetli olduğu saptanır ise vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak pay oranında açılan davanın dinlenme olanağının bulunmadığı gözetilerek muris muvazaası iddiası yönünden inceleme yapılarak hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve noksan soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru değildir. Hukuki ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptali ve tescili davası; bilirkişilik açısından özellik arz eden, Adli Tıp Kurumundan alınması teknik rapor alınmasını gerektiren önemli gayrimenkul davası türüdür. İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu UYARI Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir. Makale Yazarlığı İçin Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.
Ülkemizde miras bırakanlar kimi mirasçılarına mirastan daha çok pay vermek kimi mirasçılarına ise mirastan pay vermemeye çalıştığı anne babanız yahut başka bir miras bırakan sizi mirastan dışlamak amacı ile malvarlığını satış olarak göstermiş ise hangi yasal haklarınız vardır? Hukuk dilinde “Muris Muvazası” olarak geçen bu durum mutlak olarak geçersizdir. Çünkü hukukumuzda bir sözleşmenin geçerli olabilmesi için gerçek sözleşme ile görünürdeki sözleşmenin birbirine uygun olması satış olarak gösterilen bu işlem aslında bağış niteliğinde olduğundan bu satış hükümsüz olan işlem bu dava açılması halinde mahkeme tarafından iptal Muvazaası Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından 01/04/1974 Tarihli İçtihadı Birleştirme kararı ile açıklanmıştır. ”Bir kimse mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışladığı tapulu taşınmazına ,tapu sicil muhafızlığında yaptığı resmi sözleşmede satış gibi göstermek suretiyle devir ve temlik etmişse,saklı pay mahfuz hisse sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar,görünüşteki satış akdinin muvaazalı,gizli bağış sözleşmesinin ise kanunda öngörülen şekil koşulunu taşımadığını ileri sürerek dava açabilirler”Hukukçuların saf kendilerinin ise çok zeki olduğunu sanan bir kısım kişiler ise yasayı kandırma amacıyla satışı önce güvendikleri bir yapmakta sonra gayrimenkul yahut menkul mallarını asıl bağış yapmak istedikleri kişi adına tescil yöntem de çok bilinen ve çok karşılaşılan bir yöntem olduğundan, Yargıtay arada kaç tane satış olursa olsun malın son sahibi miras bırakan kişinin mirasçılarından birisi ise karine ön kabul olarak bu satışların muvazaalı danışıklı işlem olduğunu kabul aksinin ispatı yükünü ise alıcı mirasçıya bırakanın gerçekten bu satış işlemini yapmak zorunda kalacak kadar paraya ihtiyacı olup olmadığı, bu satış yapılırken bankadaki para trafiği, bankadan miras bırakana para aktarımı yapıldıktan sonra miras bırakanın bu parayı nereye transfer ettiği, gerçekten ihtiyacı varsa örneğin hastanenin hesabına yada bankadaki kredi kapama işlemine mi havale edildiği gibi hususlar mahkemece araştırılmakta ve davanın neticesi alıcı görünen mirasçının bu hususları ispatlayıp ispatlayamadığına göre muvaazası Miras bırakanın danışığı davasında işlemin ne kadar süre önce yapıldığı yahut aradaki mirasçı silsilesinin önemi hükümsüz olan bu işlem aradan zaman geçmekle geçerli hale başka deyişle bu işlemler aleyhine açılacak davalarda zamanaşımı dava ,ancak dava açan kişiler bakımından hüküm ifade 5 kardeşin babalarına mirasçı olduğunu annelerinin ise vefat etmiş olduğunu yani mirasçı olarak yalnızca bu 5 kardeşin kaldığını farzedelim. Sağlığında Baba kendi üzerine kayıtlı 100 dönüm tarlayı Zeki isimli mirasçıya satış göstererek devretmiş kalan Afet, Nedret,İsmet,İffet isimli 4 mirasçıdan sadece Afet ve Nedret isimli 2 tanesi dava açmış ise dava açmayan ismet ve iffet bu davadan tapu tamamen miras bırakan adına tescil olunarak herkese payı dava açan Afet ve Nedret kendi payları olan 1/5 er hisselerini yani 20 dönümlerini alırlar kalan 60 dönüm Zeki isimli mirasçının uhdesinde zaman da miras bırakan ile mirasçı arasında ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılmakta ve böylece kanuna karşı hile yoluna başvurulmaktadır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bir kimse belli bir mal veya malvarlığı değeri karşılığında miras bırakana bakmak karşılığında bakılan kişi öldükten sonra da o malın veya malvarlığı değerinin sahibi olmak hakkını Yargıtay özellikle anne ve baba ile çocuk arasındaki bu tür sözleşmeleri kesin olarak geçersiz saymakta idi. Ancak yeni tarihli kararlarında mahkemelerden gerçek durumu araştırmasını gerçekten de diğer çocukları bakılan kişiye hiçbir şekilde bakmadığı halde evlatlarından birisi onun tüm ihtiyacını karşılayarak bakıyor ise bu takdirde bu sözleşmeye geçerlik tanımak gerektiğini kabul etmektedir. Yargıtay yalnızca ölünceye kadar bakma sözleşmesi için değil ayrıca sağlar arası kazandırmalarda da satış sözleşmelerinde de bu temlikin minnet duygusu ile yapıldığı takdirde geçerli olduğuna karar tür satışlarda mirasçının olağan ahlaki ödevein üstünde yapmış olduğu bakım ve yardımın semen olarak kabul edilmesi gerektiğini böylece karşılığında hiç veya çok az bir bedel verilmiş olsa da yapılan aşırı efor ve bakımın semen olarak değerlendirilmesi gerektiğini bu sebeple yapılan temlikin iptal edilemeyeceğini içtihat başka miras bırakanın mirasçıları arasında mallarını paylaştırmaya yönelik olarak yapmış olduğu işlemler de muvazaa kapsamında değerlendirilemeyecektir. Bu paylaşımın tamamen eşit yahut saklı pay sahibi mirasçıların saklı payını kesin olarak gözetmesi gerekmez. Eğer eşitsiz bir dağıtım var ise saklı payı zedelenen mirasçının burada izahını vermiş olduğumuz muvazaa sebebi ile tapu iptali ve tescil davası değil tenkis davası açması gerekir. Muvazaa sebebi ile tapu iptali ve tescil davasının koşulları ile tenkis davasının koşulları ve sonuçları arasında pek çok fark olduğundan tenkis davası ayrı bir yazıda olguların varlığı halinde ise bu durum muvazaa sebebi ile tapu iptali ve tescil davası açmak için önemli delil niteliğini taşır. Bunlardan ilki yapılan tapu satışında gösterilen satış değeridir. Tapuda gösterilen değer ile gerçek değer arasında uyumsuzluk büyük ise yani arada bir kattan daha büyük fark var ise bu takdirde Yargıtay pek çok kararında yapılan satışın mirasçıdan mal kaçırmak amacı ile yapıldığını kabul tarihinde tapuda satış gösterilen kişinin alım gücü ile Satış yapan miras bırakanın bu satışı yapmaya ihtiyacı olup olmadığı araştırılmalıdır. Miras bırakanın bu satışı yapmaya ihtiyacı yok ise ve alıcının da bu gayrimenkulü alabilecek ekonomik gücü yok ise bu takdirde miras bırakanın bu satışı mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla yaptığı davalar ancak miras bırakan vefat ettikten sonra açılabilir. Miras bırakanın sağlığında bu tür temlikler hakkında dava davacı ancak kendi payı nispetinde tapunun iptalini sağlayabilecektir. Yani veraset ilamındaki payı ¼ oranında ise tapu ¼ oranında davacı adına tescil olunacak bu tescil diğer mirasçılar bakımından hüküm ifade bırakanın mirasçıdan kaçırdığı mal yeniden iyiniyetli 3. Kişiye satılmış ise bu takdirde dava bedelin tahsili olarak dava Asliye Hukuk Mahkemesinde açılacak olup davada yetkili mahkeme gayrimenkulün bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesidir. Birden Fazla gayrimenkul devredilmiş ise bu takdirde Gayrimenkullerden herhangi birirnin bulunduğu yer mahkemesi konusu gayrimenkul tapusuz ise bu takdirde Muvazaa sebebi ile Tapu iptal ve tescil davası değil tenkis davası kararlarını taradığımız esnada karşılaşmadığımız bir husus mehir olarak taşınmazın verildiği hallerde bu temlik iptale tabi olabilir mi? Kanaatimizce bu tür tasarruflar da iptale tabi olmayacaktır.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu 611. maddesinde düzenlenmiştir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Bakım borçlusu, bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmek yükümlülüğünü üstlenirken, bakım alacaklısı bunun karşılığı olarak kendisini bakan kişiye malvarlığından bir değeri devretme borcu altına girer. Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz. Sözleşme, bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa, geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, 6098 sayılı TBK’ nun 612. ve Türk Medeni Kanunu’ nun 545. maddesi gereğince resmi şekilde düzenlenmelidir. Resmi şekilde düzenlenmeyen ölünceye kadar bakım sözleşmelerine değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulması mümkün değildir. Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir. Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur. Bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır. Bakım borçlusu tarafından kanunda belirtilen bakıp gözetme yükümlülüğünün yerine getirilmesi halinde bakım borçlusu ya da onun külli halefleri, bakım alacaklısının mirasçılarına karşı tapu iptali ve tescil davası açabilirler. Ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayanan tapu iptal ve tescil davalarında davalı konumundaki bakım alacaklılarının varisleri ancak sözleşmenin muvaazalı olduğuna veya şekil şartlarına uyulmadığından sözleşmenin geçersiz olduğuna yönelik iddialarda bulunması ve bu iddialarını ispatlamaları gerekir. ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİNE DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASINDA DAVACI-DAVALI Tapu iptali ve tescil davası, tapudaki malik görünen kişiye karşı açılır. Çünkü iptal edilecek taşınmaz o kişi üzerine kayıtlıdır. Eğer kişi vefat etmişse, bu durumda dava mirası reddetmeyen mirasçılara karşı açılacaktır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısının vefatı halinde, bakım borçlusunun taşınmazın adına tescilini isteme hakkı doğacağından açılacak davanın davacısı, sözleşmede bakım borçlusu olarak görünen kişi, davalı ise bakım alacaklısı ve ya vefatı halinde davayı reddetmeyen mirasçılarıdır. ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİNE DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi’ dir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 12. maddesi “Taşınmazın Aynından Doğan Davalarda Yetki” başlığı ile tapu iptali ve tescili davalarında yetkili mahkemenin taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi olduğunu düzenlenmiştir. Kanunda yer alan düzenlemeye göre görevli ve yetkili mahkeme, ölünceye kadar bakma sözleşmesinde devri kararlaştırılan taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi’ dir. ZAMANAŞIMI/HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE Tapu iptal ve tescil davası, ayni bir hakka dayandığı için zamanaşımına tabi değildir. Ancak tapu iptal ve tescil talebinin sebebine bağlı olarak açılacak davalarda dava sebebine göre farklı zamanaşımı süreleri öngörülebilir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borçlusunun ölümü halinde ölüm tarihinden itibaren 1 yıllık süre içinde bakım alacaklısı sözleşmenin feshini isteyebilir. 1 yıllık süre hak düşürücü süredir. Bakım borçlusunun öldüğü tarih ile davanın açıldığı tarih arasında 1 yıllık süre geçmişse dava süre yönünden reddedilir. Bu şekilde feshin sonucu geçmişe etkili değildir. Feshin hükümleri önceye etkili olamayacağı için sözleşmenin o zamana kadar meydana getirdiği hükümleri muhafaza edilmiş sayılır. Ancak fesih beyanının kullanması ile ölünceye kadar bakım sözleşmesi ortadan kalkar. Bu halde açılacak tapu iptal ve tescil davası dayanak sözleşme söz konusu olmadığından reddedilecektir. ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİNE DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASINDA HARÇ Tapu iptal ve tescil davaları konusu para veya para ile değerlendirilebilen davalar olduğundan nisbi harca tabidir. Harçlar Kanunu’nun 16. maddesinde de belirtmiş olduğu üzere tapu kayıt iptali gibi gayrimenkul aynına ilişkin harçlar, ölünceye kadar bakma sözleşmesine konu gayrimenkul değeri üzerinden hesaplanacaktır. Taşınmaza dair kesin bir değer keşif sonucu oluşturulacak bilirkişi raporu ile belirlenecektir. Ancak tapu iptal ve tescil davasında davaya konu olan taşınmazın değerinin dava dilekçesinde belirtilmesi gerekmektedir. Dava dilekçesinde belirtilen değer üzerinden 2021 yılı Yargı Harçları Tarifesi üzerinden binde 68,31’i hesaplanarak harç ödemesi peşin alınmak üzere ödenecektir. EMSAL YARGITAY KARARLARI “Bilindiği üzere ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir sözleşmedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Yasası’ nın 611. maddesi. Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. 6098 sayılı Türk Borçlar Yasası’ nın 614. maddesi. Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi yaşama süresince bakımı gerektiren ve rastlantıya tesadüfe bağlı bir sözleşme türü olup Türk Borçlar Kanunu’ nun 611. maddesi bakım alacaklısı yönünden gerçek kişi olması dışında özel bir nitelik öngörmemiştir. Bu bakımdan bakım alacaklısının akit anında özel bakıma muhtaç durumda olması, sözleşmenin geçerliliği bakımından aranacak bir unsur değildir. Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Yasası’nın 19. maddesi. Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunu değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise, bu takdirde akdin ivazlı bedel karşılığı olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda uygulama yeri bulur. Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan malvarlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir. Öte yandan, muvazaa iddiasına dayalı davalarda miras bırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 190. maddesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’ nun 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bir başka ifade ile temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ispat külfeti davacı tarafa aittir. Somut olaya gelince, 1911 doğumlu ve çocuksuz olan miras bırakanın dava konusu tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yapıldığı tarihte 98 yaşında olup 104 yaşında öldüğü, anılan sözleşme uyarınca davalının bakım görevini yerine getirdiği ve aksinin ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Miras bırakan yaşadığı sürece bakılmadığı iddiası ile bir dava da açmadığına göre artık miras bırakana davalı tarafından bakıldığının kabulü zorunludur. Temlik ölünceye kadar bakma akdiyle yapıldığına ve davalı da bakım borcunu yerine getirdiğine göre miras bırakanın mal kaçırmayı amaçladığından, bir başka ifadeyle temlikin muvazaalı olduğundan söz edilemeyeceği açıktır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.’’ Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/14400 E. 2020/81 K. sayılı tarihli ilamı ’Dava, ölünceye kadar bakım sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine alacaklısının mirasçılarından N., H. ve C., ölünceye kadar bakım sözleşmesinin muvazaalı düzenlendiğini, sözleşmenin iptalini talep etmiş, dava dosyası eldeki dava ile birleştirilmiştir. Mahkemece, asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü birleşen davanın davacısı C. M. temyiz etmiştir. Ölünceye kadar bakım sözleşmeleri taraflara hak ve borçlar yükleyen sözleşmelerden olup, bakım borcuna karşılık bir taşınmazın devri kararlaştırıldığında, bakım alacaklısının ölümünden sonra onun mirasçıları mülkiyeti geçirme borcu ile yükümlüdürler. Bu yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde, sözleşmeye dayanılarak tapu iptali ve tescil istemi ile dava açılabilir. Bakım borçlusunun bakıp gözetme yükümlülüğü aksi kararlaştırılmadığı sürece, bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp konut temini, besleme-giydirme, hastalığında tedavi, manevi yönden de her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri kapsar. Bu görevlerin yerine getirilmesi halinde ölünceye kadar bakım sözleşmeleri taraflarına kişisel hak sağladığı için tapu iptali ve tescil davasını, bakım borçlusu ya da onun külli halefleri bakım alacaklısının mirasçılarına karşı açabilirler. Kuşkusuz, ölünceye kadar bakım sözleşmesinin muvazaalı olarak yapıldığı her zaman ileri sürülebilir. Nitekim birleştirilen davada bu husus çekişme konusu yapılmıştır. Kısaca ifade etmek gerekirse, muvazaa irade ile beyan arasında kasten yaratılmış aykırılıktır. Böyle bir savunma ileri sürülmüşse, mahkemece dayanılan sözleşmedeki tarafların gerçek ve müşterek amaçlarının Borçlar Kanunu’nun 18. maddesi hükmünden yararlanarak açıklığa kavuşturulması gerekir. Zira bu gibi durumlarda ölünceye kadar bakım sözleşmesinin ivazlı olarak bedel karşılığı değil de bağış amaçlı veya mirasçıların bazılarından mal kaçırmak amacı ile yapıldığı kabul edilmelidir. Somut olaya gelince; bakım alacaklısının, bakım borcuna karşılık davacıya 43 ada 13, 46 ada 15, 54 ada 1, 2, 3, 4, 5 parsel, 45 ada 12 parsel, 44 ada 12 parsel, 43 ada 25 sayılı parsellerin mülkiyetini geçirme taahhüdünde bulunduğu, ayrıca tarihli ölünceye kadar bakma sözleşmesinin 2. sayfasında bakım alacaklısının aynen … maliki bulunduğum İnebolu Bağı mahallesi Y… sokak No…’de bulunan taşınmazımın ve İnebolu ilçesi ve köyleri hudutlarındaki bilumum tapulu ve tapusuz taşınmazları ve yine muris ve murisi evvellerinden bana intikal eden veya edecek olan Kastamonu, İnebolu ve köyleri hudutları dahilinde bulunan bilumum taşınmazlardaki hak ve hisselerimi bana ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, hastalandığımda tedavi ettirmeyi, sağlığımda her türlü ihtiyaçlarımı karşılamayı ve ölümüm halinde cenazemi kaldırmasına karşılık olarak M. oğlu, 1951 doğmuş A. S.’a veriyorum… sözlerinin yazıldığı anlaşılmaktadır. Görülüyor ki, bakım borçlusu, tüm malvarlığını bakım alacaklısına bırakmıştır. Bu olgu, ölünceye kadar bakım sözleşmesinin ivazlı olarak bedel karşılığı değil de bağış amaçlı veya mirasçıların bazılarından mal kaçırmak amacı ile yapıldığının kabulünü gerektirir. Başka bir ifadeyle, ölünceye kadar bakma sözleşmesi hüküm ve sonuç meydana getirmez. Mahkemece, bu saptama doğrultusunda asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, davacının murise bakıp gözettiğinden söz edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından, karar bozulmalıdır.’’ Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2011/3428 E. 2011/4933 K. Sayılı tarihli ilamı ’Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. TBK m. 19 BK m. 18. Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise, bu takdirde akdin ivazlı bedel karşılığı olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur. Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir. Somut olaya gelince, miras bırakanın maliki olduğu üç parça taşınmazdaki payların ölünceye kadar bakma akdi ile, bir parça taşınmazdaki payın ise bağış akdi ile davalı kızlarına devredildiği, miras bırakanın geride paydaşı olduğu bir parça taşınmazının kaldığı, miras bırakanın bakım ihtiyacını daha az sayıda taşınmazlardaki paylarını vererek karşılaması mümkün iken makul nispetten fazla taşınmazını temlik ettiği, miras bırakanın ölümünden kısa bir süre önce verdiği vekaletname ile bir taşınmazının da aynı davalılara bağış yoluyla devredildiği, devredilen taşınmazların toplam değerlerinin, geride kalan taşınmazının değerine olan oranı gözetildiğinde makul sınırın aşıldığı sonucuna varılmaktadır. Öte yandan, tanık beyanlarında, miras bırakanın, kendisinden önce ölen oğlu …’ın eşi, davacıların annesi olan … ile beşeri ilişkilerinin iyi olmadığı, davacıların annelerinin yanında kaldıkları ve onunla birlikte hareket ettikleri hususlarının belirtildiği görülmektedir. Bu durumda; yukarıda belirlenen olgular değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde miras bırakanın yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu kabul edilmelidir. Hâl böyle olunca, …, … ve … parsel sayılı taşınmazlar yönünden, muvazaa iddiasının ispatlandığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.’’ Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/8233 E. 2020/3626 K. sayılı tarihli ilamı
Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir? 12 Ağu 2020 Blog Tapu iptal ve tescil davası, ayni hakkı ihlal edilen kişinin mülkiyet hakkını temin eden en önemli dava türüdür. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 nolu Ek Protokol, tüm sözleşmeci devletlere mülkiyet hakkı ihlal edildiğinde bireye etkin koruma mekanizmaları sağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, mülkiyet hakkı ihlalleri iç hukuk yolları ile giderilmediği takdirde AİHM’e bireysel başvuru yapılması mümkündür. Tapu İptal ve Tescil Davası Kime Karşı Açılır? Taşınmaz mülkiyetine ilişkin tüm davalar ile tapu iptal ve tescil davası, tapu kaydında taşınmazın mülkiyet hakkı sahibi olarak gözüken kişiye karşı açılır. Kayıt malikinin ölü olması halinde ise tapu iptal ve tescil davasının malikin mirasçılarına yöneltilmesi gerekir. Tapu iptal ve tescil davası ile birlikte tapu kaydında yer alan üçüncü kişiye ait ayni veya şahsi bir hakkın ortadan kaldırılması da talep edilirse, tapu kaydındaki hak sahibine de ayrıca dava açılması gerekir. Örneğin; ipotek, önalım hakkı, tapuya şerh edilmiş gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi, sükna hakkı vs. gibi ayni veya şahsi hakların da terkini talep ediliyorsa, lehine bu haklar tesis edilen kişiler aleyhine de dava açılmalıdır. Olağanüstü zamanaşımı nedeniyle açılacak tapu tescil davaları, ilgili tüzel kişilik ve hazine aleyhine birlikte açılmalıdır TMK Örneğin, bir köyün sınırları içerisinde bulunan taşınmazı nizasız ve aralıksız 20 yıl malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, hem Köy tüzel kişiliğine hem de hazine aleyhine tapu tescil davası açmalıdır.
İPOTEĞİN TAPU SİCİLİNDEN TERKİNİ SİLİNMESİTapu siciline şerh edilen tapu sicilinden nasıl silineceği Türk medeni kanununun 883. Maddesinde 883 – Alacak sona erince ipotekli taşınmazın maliki, alacaklıdan ipoteği terkin ettirmesini süreli olarak kurulmuşsa, sürenin bitiminden itibaren otuz gün içinde ipotekli taşınmaz üzerinde 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 150/c maddesinde belirtilen şerhin konulmaması hâlinde ipotek, malikin talebiyle tapu müdürlüğünce terkin edilir.’ Türk hukukunda iki çeşit ipotek söz konusudur süreli ve süresiz ipotekler. İpotek belli bir süreye bağlı kurulmuş ise 883. maddesi 2. Fıkrası uyarınca taşınmaz malikinin talebi ile tapu müdürlüğünce belli bir süreye tabi değilse bu taktirde terkin talebi ipotek alacaklısının yazılı terkin talebi ile tapu müdürlüğüne başvurması ile tapu sicilinden silinir yani terkin edilir. Taşınmaz maliki ipotek alacağının sona ermesine müteakip ipotek alacaklısından taşınmazdaki ipotek kaydını sildirilmesi için talepte bulunmasına rağmen ipotek alacaklısı ipoteğin terkinine yanaşmaz ise ipoteğin terkinini asliye hukuk mahkemesinden isteyebilir. Bu davaya ipoteğin fekki kaldırılması davasıdenir. Uygulamada bu davaya ipotek kaydının silinmesi ve ipoteğin kaldırılması isimlerinin verildiği de görülmektedir. Daha önce tapu maliki tapu müdürlüğüne başvurmuş olsa dahi söz konusu davayı idare mahkemesinde kredisi ve tüketici kredisi sebebiyle açılan ipoteğin kaldırılması davalarında tüketici mahkemesi mahkemesinde açılacak davalarda tüketici hakem heyetine başvuru mecburiyeti yoktur. Doğrudan doğruya tüketici mahkemesinde dava konutuna ilişkin taşınmazlar da diğer eşin muvafakati alınmaksızın ipoteğin tesis edildiği iddialarına dayalı olarak ipoteğin fekki davası açılmış ise görevli mahkeme aile krediye dayalı olarak verilmiş ipoteklerde ipoteğin kaldırılması davası ticaret mahkemesinde Yargıtay ipoteğin kaldırılması davasında görevli mahkemenin borç ilişkisini doğuran sözleşmenin niteliğine göre belirlenmesi gerektiğini kabul kaldırılması davası taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür. Bu husus kamu düzeninden olduğundan hakim tarafından resen gözetilir. Taraflar yetkili mahkemeyi sözleşmeyle kaldırılması davasını açan taşınmaz maliki borcun sona erdiğini, sözleşmeden dolayı borç ilişkisinin doğmadığını, borçlu bulunmadığını ileri sürerek aynı anda menfi tespit davası da açabilir. Her iki davanın birlikte görülmesi gerekeceğinden görev ve yetki kuralları daha önce izah ettiğimiz ilkeler ışığında taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi ve borcu doğuran sözleşmenin niteliğine göre belirlenecek görevli mahkeme yönünden tespit davayı açmaya asıl borçlu ile ipotek veren farklı olduğu hallerde sözleşmeden dolayı borçlu olan kişinin değil taşınmaz malikinin hakkı bulunmaktadır. Taşınmaz maliki dava tarihinde taşınmazı satmış yahut başka sebeplerle malik sıfatını kaybetmiş ise bu davayı açmaya yetkili olan yeni malik olup eski malikin dava açma hakkı kalmaz. Ancak Yargıtay içtihatlarıyla kat karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı olan yükleniciye de dava açma hakkı zaman çok eski tarihlerde tesis edilmiş bulunan ipotek tapu sicilinden terkin edilmez. Bu durumda ipotek alacaklısının yaşayıp yaşamadığı adresi gibi bilgiler sıhhatli bir şekilde tür istisnai durumlarda Yargıtay tapu sicil müdürlüğünün de davalı olarak gösterebileceğini kabul özellikle üst sınır ipoteğinde faiz yargılama gideri gibi ek talepler de bulunulamayacağı için kimi zaman çok küçük rakamlar tapu sicilinde ipotek şerhi olarak üstlendiğimiz bir davada ; 2 TL lik üst sınır ipoteğin 1972 yılından kalmış ve bu arsada kat karşılığı yapılarak bina bitirilmiş ancak arsa üzerinde ipoteğin varlığı sebebiyle kat irtifakı kurulmasında ve bağımsız bölümlerin ipotek şerhi olmaksızın alıcılara tesliminde problem ortaya durumda Yargıtay içtihatlarıyla yüklenici nerede olduğu belirli olmayan ve belirlenemeyen bu kayıt sahibine karşı açmış olduğu davada 2 TL yi mahkeme veznesine depo ederek ipoteğin terkinini hukukunda teminat altına alınan alacak kalemleri bakımından ipotek ikiye ayrılır bunlardan birisi üst sınır ipoteği diğeri ise anapara ipoteğinde teminat kapsamına faiz ve icra giderleri de dahildir. Üst sınır ipoteğinde ise alacağın ulaştığı rakam üst sınırdan fazla olsa bile alacaklı ancak üst sınıra kadar olan alacağını ipotek ile yükümlü taşınmazı satarak talep edebilecektir. Bu sebeple özellikle ipotekli bir gayrimenkul ipotek yüküyle satın alan kişilerin tapudaki ipoteğin üst sınır ipoteğimi yoksa anapara ipoteği mi olduğunu araştırarak güncel borç miktarını belirlemeleri gerekir. Bankalar genellikle toplam alacaklarının iki buçuk katı kadar üst sınır ipoteği koyduklarından güncel borç tutarını öğrenerek ve bankadan …TL nin bankamıza ödenmesi halinde ipotek kaldırılacaktır şeklinde bir yazı alarak gayrimenkulü ipotekli olarak devralmaları ve daha sonra bu bedeli alarak gayrimenkulü ipotek yükünden kurtarmaları uygulamada sık karşılaşılan bir yöntemdir. Uygulamada satın almak istediği bir gayrimenkul üzerince 500 bin TL üst sınır ipoteği olan ancak taşınmaz malikinin beyanına göre borcun 125 bin TL olduğu bilgisi verilen gayrimenkul alıcısı bu gayrimenkulü 250 bin TL ye almak istediğinde şu şekilde davranmaktadır Öncelikle ipotek alacaklısından alacak miktarını ve bu alacak miktarı ödendiği taktirde ipoteğin kaldırılacağını taahhüt eden bir belge alarak satış esnasında 125 bin TL sini taşınmaz malikine ödeyerek tapu üzerine geçtikten sonra kalan 125 bin TL sini bankaya ödemek suretiyle gayrimenkulün üzerinde yük olmadan satın almaktadır. Borcun bir kısmı ödenmiş olmasına rağmen ipotek terkininde imtina ile ipotek lehtarı aleyhine açılmış olan davada bir kısmının ödenmediği anlaşılırsa davanın reddi yerine mahkemece kalan bedelin mahkeme veznesine depo edilerek ipoteğin fekkine karar verilmesi fekki davası yalnızca borcun ödeme sebebiyle sona ermesi nedeniyle değil ayrıca borcun doğumundaki irade fesadı, ehliyetsizlik, vekaletin kötüye kullanılması sebeplerine dayalı olarak da fekki davası dava devam ettiği esnada taşınmaz malikinin değişmesi halinde yeni malik tarafından devam davada nispi vekalet ücreti ödenecek olup vekalet ücreti ipoteğin limitinden değil alacağın miktarı üzerinden fekki davası taşınmazın aynına ilişkin olduğundan bu davalarda mahkemece verilen karar kesinleşmeksizin icraya konulamaz.
ipotekli taşınmaz için açılacak tapu iptali ve tescil davası